Susturulan İnsan, Kaybolan Varlık
İfade özgürlüğü, bireyin sadece düşüncelerini dile getirmesi değil; kendi varlığını, kimliğini ve insanlığını inşa etmesinin en temel şartıdır. İnsan olmanın anlamı, biyolojik bir yaşam sürdürmenin çok ötesindedir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik; düşünebilmesi, sorgulayabilmesi, ahlaki seçimler yapabilmesi ve bunları etrafıyla paylaşarak ortak bir yaşam inşa edebilmesidir. Dolayısıyla, ifade özgürlüğünün olmadığı bir düzende, insan olmanın manası neredeyse tamamen ortadan kalkar. İfade özgürlüğünün yokluğu, insanı insan yapan üç temel sütunu yıkar:
1. Düşünce ve Kimlik İnşasının Engellenmesi
İnsan, düşündüklerini dışa vurarak, başkalarıyla tartışarak ve fikirlerini test ederek gelişir. İfade özgürlüğü olmadığında, insan zihni bir süre sonra kendi içine kapanır ve körelir. İnsanın aklındakileri söyleyemediği, inandığı gibi yaşayamadığı bir ortamda, gerçek bir "birey" olmasından söz edilemez. Kişi, kendi özgün fikirlerini dile getiremiyorsa, başkalarının dikte ettiği kalıplara girmek zorunda kalır. Bu durum, insanı kendi hayatının öznesi olmaktan çıkarıp, sadece bir figüran haline getirir.
2. İradenin ve Ahlaki Sorumluluğun Yok Oluşu
İnsan olmanın en büyük ağırlığı ve güzelliği, özgür irade sahibi olmaktır. Doğruyu yanlıştan ayırmak, adaletsizliğe karşı çıkmak ve kendi ahlaki pusulasına göre hareket etmek insanın en temel sorumluluğudur. İfade özgürlüğünün olmadığı bir toplumda, korku egemendir. İnsanlar yanlış gördüklerini eleştiremez, haksızlığa karşı ses çıkaramazlar. İradenin baskılandığı ve sesin kısıldığı yerde ahlaki sorumluluk da biter; çünkü insanın kendi kararlarını özgürce ifade edemediği yerde kölelik başlar.
3. Zihinsel bir Kafes ve Robotlaşma
Sadece beslenmek, uyumak ve fiziksel hayatta kalma mücadelesi vermek hayvanlara özgü bir yaşam döngüsüdür. İnsan ise sanata, felsefeye, bilime ve toplumsal değişime ihtiyaç duyar. Tüm bunların motor gücü ise özgürce soru sorabilmektir. İfade özgürlüğünün elinden alınması, insanı fiziksel olarak serbest bıraksa bile zihinsel bir hapishaneye mahkûm eder. Fikirlerin yasaklandığı bir dünyada insan, yalnızca söyleneni yapan, sorgulamayan ve biat eden bir robota dönüşür.
Özetle; ifade özgürlüğü, insanın ruhunun nefes borusudur. Bu özgürlük elinden alındığında, insan biyolojik olarak yaşamaya devam etse bile, onu "insan" kılan onuru, yaratıcılığı, özgünlüğü ve iradesi yok olur. Fikirlerin prangalandığı bir hayatta, var olmanın da bir anlamı kalmaz; çünkü özgürce ifade edilemeyen bir yaşam, yaşanmış sayılmaz.
Yorumlar
Yorum Gönder