Kayıtlar

Siyaset etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Uçurumun İki Yakası: Türkiye'de Derinleşen Yoksulluk ve Servet Yoğunlaşması

Resim
Türkiye'nin güncel sosyo-ekonomik durumunu gösteren güncel araştırmalar, enflasyonist ortamın etkisiyle derinleşen bir yoksulluğu, sermayenin üst kesimlerde dramatik biçimde yoğunlaştığını ve fırsat eşitliğinin giderek zayıfladığını ortaya koymaktadır. Araştırma bulguları ana başlıklar halinde aşağıda özetlenmiştir: 1. Açlık ve Yoksulluk Sınırı Verileri Çalışanların alım gücünü doğrudan gösteren en güncel TÜRK-İŞ (Ağustos 2026) verilerine göre dört kişilik bir ailenin geçim sınırları şu şekildedir: • Açlık Sınırı: 37.388,30 TL (4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken asgari gıda harcaması). • Yoksulluk Sınırı: 121.786,00 TL (Gıda harcamasının yanı sıra kira, faturalar, giyim, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu diğer tüm harcamaların toplam tutarı). • Mevcut Durum: Güncel asgari ücret seviyesi açlık sınırının dahi altında kalmaktadır. Bu durum, çalışan nüfusun çok büyük bir kısmının "çalışan yoksul" kategorisinde yaşam mücadele...

Rakamlarla Sosyal Adalet ve Toplumsal Refah

Resim
Sosyal adalet, bir toplumdaki hak, sorumluluk, fırsat ve kaynakların (nimet ve külfetlerin) bireyler arasında hakkaniyetli ve adil bir şekilde dağıtılmasıdır. Temel Unsurlar • Fırsat Eşitliği: Herkesin eğitime, sağlığa ve iş imkânlarına aynı başlangıç şartlarıyla ulaşabilmesidir. • Gelir Dağılımı: Toplumsal zenginliğin ve refahın alt ve üst tabakalar arasındaki uçurumu azaltacak şekilde paylaşılmasıdır. • Temel Haklar: Ayrımcılık gözetmeksizin tüm bireylerin insan haklarından, özgürlüklerden ve yasal güvencelerden eşit şekilde yararlanmasıdır. • Toplumsal Barış: Derin eşitsizlikleri önleyerek toplumda huzurun ve dayanışmanın korunmasını sağlayan temel bir kuraldır. Bu görseller, Alman Bertelsmann Stiftung Vakfı tarafından yayınlanan "AB ve OECD Sosyal Adalet Endeksi" (Social Justice Index) sonuçlarını göstermektedir. Bu veriler bize özetle şu kritik dinamikleri anlatıyor: 1. Sosyal Adaletin Zirvesindeki Ülkeler (Kuzey Avrupa Modeli) Endeksin ilk 5 sı...

Daron Acemoğlu vs. The Economist: Piyasa, Teknoloji ve Kurumlar Savaşı

The Economist dergisi ile Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu arasında yaşanan tartışma, derginin 17 Ağustos 2026'da yayımladığı "Dünyanın en etkili ekonomisti garip bir şekilde ikna edicilikten uzak" başlıklı sert eleştiri makalesiyle başladı. Acemoğlu'nun bu yazıyı bir "itibar suikastı" olarak nitelendirmesi ve dergiye resmi bir yanıt mektubu göndermesiyle tartışma büyüdü. Tartışmanın tüm detayları, tarafların iddiaları ve yanıtları ekseninde şu şekildedir: 1. The Economist Dergisinin Eleştirileri ve İddiaları Dergi, Acemoğlu’nun 33 yıllık akademik kariyerini, entelektüel nüfuzunu ve kamuoyundaki etkisini şu temel başlıklar altında sorguladı: • Nobel Verilerine Eleştiri: Acemoğlu'na 2024 yılında Nobel Ödülü getiren 2001 tarihli sömürge dönemi ölüm oranları verilerinin (kurumlar teorisi) "yer yer yüzeysel ve tahminlere dayalı" olduğu, veriler düzeltildiğinde sonuçların zayıfladığı iddia edildi. • Kurumlar Teorisinin Yetersizliği: Tyler ...

Özgürlük ve Sosyal Adaletin Kesişimi: Sosyal Liberalizm

Sosyal liberalizm (veya modern liberalizm), bireysel özgürlüklerin tam anlamıyla kullanılabilmesi için toplumsal adalet, fırsat eşitliği ve devletin düzenleyici rol alması gerektiğini savunan siyasi felsefedir. Klasik liberalizmin "devlet müdahale etmesin yeter" anlayışını yetersiz bulur; yoksulluk ve eşitsizlik altındaki bireylerin kâğıt üzerindeki haklarının pratik bir karşılığı olmadığını vurgular.  Pozitif Özgürlük Anlayışı Sosyal liberalizmin merkezinde pozitif özgürlük kavramı yer alır. Klasik liberalizm özgürlüğü sadece "dış bir baskının yokluğu" (negatif özgürlük) olarak tanımlarken, sosyal liberalizm özgürlüğü "bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirebilme kapasitesi" olarak ele alır. Eğitime erişemeyen, sağlık hizmeti alamayan veya aşırı yoksulluk içindeki bir birey yasal olarak özgür olsa bile fiilen özgür değildir. Bu nedenle devlet; eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik araçlarıyla bireylere adil bir başlangıç çizgisi sunmakla yükümlüdür. Temel...

Keyfilikten Adalete: Somut Delil Yoksunluğunun Hukuk Devletiyle Bağdaşmazlığı

Resim
Hukuk sistemlerinin tarihsel evrimi, temelinde tek bir ana amaca hizmet eder: Gücün keyfiliğini dizginlemek, bireyin özgürlüğünü ve itibarını teminat altına almak. Bu evrimin ulaştığı en kritik köşe taşı ise bir iddiayı somut delillerle ispatlama zorunluluğudur. Somut kanıt, belge ve hukuki gerekçe olmaksızın bir kişinin suçlu ilan edilmesi; yalnızca teknik bir usul hatası değil, modern hukuk düzeninin üzerine inşa edildiği temellerin doğrudan sarsılmasıdır. ​1. Masumiyet Karinesi: Kişinin Doğal Durumu ​Hukukun en evrensel prensiplerinden biri olan masumiyet karinesi, aksi yetkili bir yargı mercii tarafından somut delillerle ispatlanana kadar herkesin suçsuz kabul edilmesini şart koşar. • İspat Yükü (Burden of Proof): İddia sahibi, iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (actori incumbit onus probandi). ​• Şeytani İspatın Önlenmesi: Delilsiz suçlama yapıldığında, masumiyet karinesi ihlal edilir ve bireyden "suçsuz olduğunu kanıtlama" gibi imkansız bir beklenti içerisine girilir. ​...

​Baskıcı Yönetim Biçimleri: Bu Ülkelerde Neler Yaşanıyor?

Resim
Siyaset bilimi terminolojisinde sıkça duyduğumuz ama bazen birbirinin yerine karıştırılan üç kavram vardır: Otoriterlik, mutlakiyet ve faşizm. İlk bakışta hepsi "baskıcı yönetim" çatısı altında toplansa da, aslında her birinin gücü kullanma biçimi, toplumsal kontrol derecesi ve çıkış noktası oldukça farklıdır. ​Bu kavramların ne anlama geldiğini anlamak, sadece geçmişi değil, bugün dünyada yaşanan siyasi dönüşümleri anlamlandırmak için de kritik bir öneme sahip. Gücün Üç Farklı Yüzü: Kavramsal Çerçeve ​Bu üç yönetim biçimini birbirinden ayıran temel farkları daha net görebilmek için öncelikle yapılarına göz atmak gerekir: 1. Otoriterlik (Baskının Siyasi Sınırları) ​Otoriter rejimlerde temel amaç, mevcut yönetimin iktidarını korumasıdır. Seçimler yapılsa bile genellikle göstermeliktir veya muhalefetin kazanma şansı elinden alınmıştır. Ancak faşizmden farklı olarak, bireylerden rejim için her an ölmeye hazır ateşli birer taraftar olmaları beklenmez; yönetime ses çık...

Güç, Hukuk ve Refah: Ekonomik Kalkınmanın Görünmez Altyapısı

Güç, Hukuk ve Refah: Ekonomik Kalkınmanın Görünmez Altyapısı Bir ülkenin zenginliği ya da fakirliği söz konusu olduğunda akla ilk olarak yer altı kaynakları, coğrafi konumu veya teknolojik hamleleri gelir. Ancak modern ekonomi tarihi bize çok net bir gerçeği fısıldıyor: Doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkesi olsanız bile, eğer doğru kurumsal ve hukuki altyapıya sahip değilseniz, o zenginlik kalıcı bir refaha dönüşemez. ​Ekonominin can damarı; sermaye, emek ve teknolojinin ötesinde güven, öngörülebilirlik ve adalettir. Hukuk, iktidar ilişkileri, kurumların bağımsızlığı ve güçler ayrılığı gibi kavramlar, soyut birer siyaset bilimi terimi olmanın çok ötesinde, doğrudan cebimizdeki paranın değerini, enflasyon oranını ve ülkeye gelen yatırım miktarını belirleyen temel faktörlerdir. 1. Siyasallaşma Kıskacında Ekonomi ve Kurumsal Bağımsızlık Ekonomide oyunun kurallarını koyan ve bunları denetleyen Merkez Bankası, Rekabet Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) gi...